Türkiye; orta kuşakta, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olmasının yanı sıra sahip olduğu morfolojik çeşitlilik nedeniyle de yöresel ekolojik çeşitlilik ve zenginlik bakımından ender ülkelerden biridir. Ekolojik zenginliğin insanoğluna sunduğu olanaklar bu denli çeşitliyken, neden ekosistemden kopulur?
Köylerin boşalması ve şehirlerin hızla büyümesi, beraberinde birçok sorun getirmiştir. Şehirlerde hızlı nüfus artışı ve betonlaşma, çağımızın en önemli sorunlarından olan iklim değişikliğiyle yakından ilişkili olmasının yanı sıra; gıda güvenliği, gıdaya erişim, organik ürünün toplam üretim içindeki payının azalması, genetiği değiştirilmiş tohumlar ve doğal tarım ürünlerine erişimin zorlaşması başta olmak üzere birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Ayrıca son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan savaşların, enerji, ticaret ve finans kanalları üzerinden küresel ekonomiye yansıdığını görmekteyiz. Günümüzde küresel ölçekte iklim krizi, enerji krizi, göç, su güvenliği, gıda güvenliği ve bölgesel savaşlar birbirinden ayrı düşünülemezken; köylerin boşalması, üretimin azalması ve şehirlerin büyümesi de sorgulanması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tarımsal üretimde, tarım teknolojilerini ve diğer yenilikleri takip etmek ve bunları uygulamak oldukça önemlidir. Ancak göz ardı edilmemesi gereken bir diğer önemli konu da tarım kültürüdür. Bu kültür, tarımsal üretim faaliyetleri içinde büyüyen nesillerin uygulama yoluyla nesilden nesile aktardığı üretim bilgisi, becerisi ve tarım teknikleridir.
Son 30 yılda köylerden kentlere olan göç, hem köylerde hem de şehirlerde; başta ekonomik ve sosyolojik sorunlar olmak üzere, birbiriyle ilişkili birçok zincirleme soruna neden olmuştur. Şehirlerde hızlı nüfus artışı betonlaşmayı artırırken, betonlaşmanın iklim değişikliği üzerindeki etkilerine getirilecek çözüm önerileri ne kadar etkili olabilir?
Şehirlerde tarımsal üretim faaliyetinden kopmuş genç nesiller tarım sektörü dışındaki sektörlerde istihdam sağlarken, yerli ürüne dayalı gıda güvenliği nasıl sağlanabilir?
Şehirlerin hızlı büyümesi ve artan gıda talebi, boşalmış/terk edilmiş köylerdeki yerli üretimle nasıl karşılanabilir?
İşsizliğin arttığı şehirlerde, en temel ihtiyaçlardan biri olan beslenme nasıl sağlanabilir?
Bu sorular; hızla büyüyen şehir nüfusunun gıdaya erişim ihtiyacının yanı sıra, şehirlerde artan nüfusun istihdamı konusunda da çözüm üretmemiz gereken başlıca konular arasında yer almaktadır.
Köylerden kentlere olan göçler, hem köylerde hem de şehirlerde ekonomik ve sosyal anlamda büyük değişikliklere neden olmuştur. Kırsal mekânlarda gerek bitkisel, gerekse hayvansal üretimle geçimini sağlayan kır nüfusu hızla azalmaktadır. Bu durum göç alan şehirlerde birçok ekonomik ve sosyolojik soruna neden olurken, bir zamanlar “kendi kendine yeten ülke” durumunda olan Türkiye artık kendine yetememektedir. Köyler hızla boşalırken şehirler hızla betonlaşmıştır. Köylerin boşalması tarımsal üretim şeklini değiştirmiş ve markalaşmış büyük şirketlerin devreye girmesine zemin hazırlamışken, şehre gelen köy nüfusu, kültür aktarımıyla yaptığı tarım işinden çok farklı iş kollarında istihdam bulmuştur. Bu durum, tarımla uğraşan nüfus kitlesinin daralmasına, tarım kültüründen koparak bilgi aktarımının zayıflamasına ve zamanla da unutulmasına neden olmuştur.
İklim değişikliğinin orta kuşak ülkeleri için kuraklaşma eğiliminde olması da ülkemiz için ayrı bir risk oluşturmaktadır. Bir orta kuşak ülkesi olan ve ekolojik koşulları/çeşitliliği nedeniyle 12-13.000 civarında bitki türü çeşitliliğine sahip ülkemizde yerli tohumla üretim terk edilirken, GDO’lu tohumların ülke çapında yaygın olarak kullanılması da dışa bağımlılığı artıran ayrı ve ciddi bir sorun teşkil etmektedir.
Köylerden şehirlere gelen ve 21. yüzyıl dünyasında şehirlerin sunduğu imkânların, içinde bulunulan ekonomik imkânsızlıklara ve güçlüklere rağmen yaşamın zorunlu bir parçası hâline geldiği bir dünyada, gençleri tersine bir göçle köye döndürmek oldukça zor ve zaman alacak bir durumdur. Bu nedenle gençlerin ihtiyaçlarına cevap verebilen projelerin hazırlanması ve uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Köye tekrar göç, başta köylerin altyapı yetersizliği olmak üzere birçok sebepten dolayı kısa vadede gerçekçi bir hedef olamamaktadır. Ancak orta ve uzun vadede, küresel ölçekte yoğun şehir hayatından çıkıp köylere göç etmenin bir eğilim hâline gelmesiyle bu mümkün olabilir. Bu ise ancak eğitim, sağlık, sosyal yaşam ve ekonomik faaliyet kollarının ayrı ayrı bir program dahilinde ele alınarak uygulamaya konması ile gerçekleşebilir.
Kırsal kalkınma için hayvancılık (Rapor-1) ve bitkisel üretim alanlarında ayrı ayrı programlar hazırlanarak, bölgenin morfolojik yapısı, toprak özellikleri ve doğal bitki örtüsü göz önünde bulundurularak yeni bir planlama ve eğitim programı oluşturulmalıdır. Özellikle son 30 yılda tarımdan uzaklaşma eğiliminin artmasıyla, tarım kültürüyle hiç tanışmamış bir genç nesil tablosu ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, köye dönüş ve tarımsal üretimin (bitkisel ve hayvansal) artırılması yönünde yapılacak planlamalarda, genç neslin tarım kültüründen uzak olması dolayısıyla kentten köye göçün neredeyse imkânsız olması göz önünde bulundurulması gereken önemli bir konudur. Bu nedenle, bölgenin özelliğine göre yetişebilen tarım ürünlerinin ekiminden hasadına kadar olan evrelerinde görev alacak işçilere devlet, mesleki eğitim merkezlerinde teorik ve uygulamalı tarım kursları vererek sertifikalandırmalıdır. Programın ağırlıklı olarak genç bireyleri kapsayacak olması dolayısıyla, tarım teknolojilerinin gençler tarafından etkin biçimde kullanılması da kolaylaşacaktır. Son yıllarda tarımda kullanılmaya başlanan mobil teknoloji ve yapay zekâ imkânları sağlanıp eğitim verilerek, genç nüfusun teknoloji kullanma becerisi tarım sektörüne entegre edilebilir; bu sayede gençlerin tarım sektörüne olan ilgisi de artırılabilir.
Ayrıca geçmiş yıllarda TRT’de verilen Yaygın Çiftçi Eğitim Programı (YAYÇEP)’nın geliştirilerek, hem hayvancılık hem de bitkisel üretim için yeniden verilmesi, çiftçi eğitimi konusunda katkı sağlayacak önemli bir uygulama olacaktır. Bu kurs ve yaygın çiftçi eğitim programlarının yanı sıra, gelecek nesillere de tarımı öğretmek amacıyla meslek liselerinde de tarımın bitkisel ve hayvansal üretimi ile ilgili dallarda branşlaşma yoluyla eğitimler ve diplomalar verilmelidir.
Köylere dönüş programları bütünsel bir yaklaşımla ele alınmalı ve bazı taşlar yerine oturuncaya kadar geçecek sürede zaman kaybetmeden tarımsal faaliyetlerde neler yapılabileceği ortaya konmalıdır. Kısa vadede hem gençleri köye göçmeye zorlamayacak (henüz gençlerin beklentilerini karşılayacak altyapı hazır değil) hem de tarım arazilerinin işletilmesini sağlayacak bir programa ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü gençleri bilmedikleri bir ortamda yaşamaya çağırırken; gideceği yeri tanıma, yaşamını sürdürme, sosyal ilişkiler ve bağlantılar ile özellikle eğitim alanında şehirde sunulan imkânlara erişebilirlik gibi birçok konuda bütünsel bir beklenti içinde olacaktır. Bu beklentilerin hayata geçirilmesinde dengeyi sağlayacak birden fazla programa ihtiyaç duyulmaktadır. Bu programın ana ayaklarından biri de tarımsal faaliyetlerdir. Buna göre tarım konusunda yapılabilecekler aşağıda ele alınmıştır.
Program, Tarım Bakanlığı bünyesinde üç ana aktörlü bir uygulamadan oluşmalıdır. Bu ana aktörler:
- Tarım Bakanlığı bünyesinde kurulacak alt Kurum
- Şehirlere göç etmiş ve dönmek istemeyen arazi sahipleri
- Sezonluk işçiler ve işçi adayları
1. Tarım Bakanlığı Bünyesinde Kurulacak Alt Kurum
Kurumun kapsayacağı yükümlülükler:
- Tarıma uygun olduğu hâlde boş bırakılan ve işlenmeyen tarım arazilerinin tespitini yapmak,
- Arazinin ekilip biçilmesi için arazi sahipleriyle anlaşmaya varmak,
- Devlete ait tarım yapılabilecek arazilerde sınıflandırma yaparak, sahanın iklim özellikleri ve toprak yapısına en uygun ürün çeşitlerini belirleyip yıllara göre planlı üretim raporu hazırlamak,
- Arazide ekilebilecek ürünleri iç ve dış pazarların ihtiyacına göre belirlemek,
- Uygulamalı ve sertifikalı eğitimlerle tarım sektöründe çalışacak işgücünü eğitmek ve sosyal güvence sağlamak,
- Tarımsal faaliyetin türüne göre işçi ihtiyacını belirleyip gerekli kurumlarla irtibata geçerek temin etmek,
- Hasat sonrası elde edilen ürünün iç ve dış pazarlarda satışını sağlayacak bağlantı ve organizasyon işlemlerini yürütmek,
- İşlenecek araziler büyük kent merkezlerinden uzaksa, o bölgede küçük yerleşim birimlerinin kurulmasını teşvik etmek: Bu birimler, tarıma uygun olmayan ama zemini sağlam alanlara depreme dayanıklı toplu konutlar olarak inşa edilmeli; hem işlenmeyen arazilerin üretime kazandırılmasını hem de büyük kentlerdeki nüfus baskısının (barınma, ulaşım, işsizlik, gıdaya erişim) hafiflemesini sağlamalıdır. Olası bir deprem karşısında nüfusun daha güvenli ve planlı alanlara yayılmış olması, can kaybı riskini de azaltacaktır.
2. Şehirlere Göç Etmiş ve Dönmek İstemeyen Arazi Sahipleri
Uzun yıllardır köyünde tarımdan istediği geliri elde edemeyen, tarımsal faaliyetlerde hem ekonomik hem de sosyolojik birçok sorun yaşayan ve köyünü terk etmiş arazi sahiplerinin köyüne dönüşünü sağlamak oldukça zor olacaktır. Arazi sahipleri, üretim maliyetlerinin çok yüksek olması ve aracı kurumlar nedeniyle zarar etmeleri sebebiyle verimli arazilerini işletme konusunda ancak tanıdık çevrelerine çeşitli uygulamalarla (yarıcılık veya kira) vermekte ya da boş bırakmaktadır.
Bu durumun önüne geçmek için, şehre göç etmiş ve dönmek istemeyen arazi sahiplerinin arazilerini ve işletme yetkilerini yukarıda bahsedilen Kurum’a belirli anlaşmalarla devretmelerinin yolu açılmalıdır. Kurum’un geliştireceği mobil uygulama ile tarımsal faaliyetin hangi aşamada olduğuna dair bilgi/veri girişi yapılarak faaliyetler kayıt altına alınabilir; böylece arazi sahipleri de bu uygulama üzerinden üretim faaliyetlerinin hangi aşamada olduğunu takip edebilecektir. Arazi sahipleri, kiranın yanı sıra cüzi bir komisyon tutarı alarak tabiri caizse “oturduğu yerden para kazanacaktır”. Böylece bu uygulamanın gerekli tanıtım ve programlarla hayata geçirilmesiyle, şehre göçmüş ve dönmek istemeyen arazi sahipleri de tarım faaliyetlerine katkı sağlamış olacaktır.
3. Sezonluk İşçiler ve İşçi Adayları
Esas olarak gelire ihtiyacı olan ya da ek gelir sağlamak isteyen genç nüfus hedeflenmelidir (yaş sınırı, ihtiyaca ve yapılacak işin özelliğine göre esneyebilir).
- Programa ilgi duyan aday, gerekli TC kimlik ve sağlık bilgileriyle sisteme kaydolur.
- Aday, tarım işçiliği eğitim programlarından, çalışmak istediği konuda işini profesyonel şekilde yapabilmesi için bir veya en fazla iki programa katılır (buğday hasadı, tarla ürünü bakım işçiliği, sera işçiliği vb.).
- Adaylar, yapacakları işin özelliğine göre yaşadıkları bölgede (Kurum bünyesinde) ziraat mühendisleri ve ziraat teknikerleri tarafından verilecek teorik ve uygulamalı eğitimin ardından sertifika almaya hak kazanır. Programın ağırlıklı olarak genç bireyleri kapsaması dolayısıyla, son yıllarda geliştirilen tarım teknolojilerinin gençler tarafından etkin kullanılması da kolaylaşacaktır. Böylece devlet gözetiminde ve güvencesinde, yapacağı göreve uygun eğitim verilerek işsiz genç/orta yaş grubunun istihdamı sağlanmış olacaktır.
- Sertifikalı eğitimin ardından aday, kendi yeterliliklerine göre elektronik ortamda sisteme girerek çalışmak istediği işi ve alanı tercih eder (örneğin yaşadığı yerden en fazla 50 km uzaktaki bir bağ işçiliği gibi).
- İşletilecek her arazi için işçi, sertifika durumuna göre ihtiyaç olan yerlere yönlendirilir/görevlendirilir. Aday, görevlendirildiği tarlayı sistemden öğrenebilir. Bu aşamadan sonra aday artık işçi sıfatındadır.
- İşçilerin sosyal güvencesi kayıt altında ve asgari ücret tabanlı olur. Çalıştıkları mahsulün zorluk derecesine ve arazinin özelliklerine göre prim katkısı sağlanırsa işçilik daha da cazip hâle gelir. Burada önemli bir nokta da, işçinin bölgede çalışırken ulaşım ve beslenme gibi masraflarının Kurum tarafından karşılanmasıdır; böylece çalışanın cebinden para çıkmaması, potansiyel adaylar için cezbedici bir unsur olacaktır.
4. Kazanımlar
- Daha önce ekilmeyen ve işlenmeyen araziler, bölgelerin iklim ve toprak koşullarına uygun yem bitkileri ve diğer tarım ürünleriyle daha verimli şekilde değerlendirilmiş olacaktır.
- Büyük kent merkezlerinden uzaktaki tarım arazilerine kurulacak yeni yerleşim birimleri, hem bu arazileri üretime kazandıracak hem de büyük kentlerdeki nüfus baskısını ve buna bağlı sorunları azaltacaktır.
- Tarım tecrübesi olmayan, büyük kentlerde yaşayan işsiz gençlere, eğitimlerle tarımın farklı kademelerinde iş tecrübesi kazandırılmış olacaktır.
- Gençlerin tarım teknolojilerini yaşlı nüfusa göre daha doğru ve verimli kullanacak olması da tarımsal verimliliği artıracaktır.
- Büyük şehirde yaşayan ve köye dönmek istemeyen gençlerin, alıştıkları şehir hayatından koparılmadan ihtiyaç olduğunda sezonluk çalışabilmesi, tarım sektöründe işgücü teminini sağlayacaktır. Ayrıca gençler bu geçiş sürecinde bir taraftan ekonomik gelir elde ederken, diğer taraftan da köylerin yaşanabilir bir yer olduğunu deneyimleyerek görecektir (bu süreçte köylerin eğitim, sağlık altyapısı ve sosyal imkânlar bakımından iyileştirilmesine hız verilmelidir).
- Meslek liselerinin tarım bölümlerinden mezun olan gençler, genç yaşta iş sahibi olarak gelir elde edecektir.
- Bu uygulamalarla üretim artışı sağlanacak ve iç pazarda halkın uygun fiyata ürüne erişimi kolaylaşacaktır. Ayrıca üretim fazlası ürünler, Kurumun yapacağı yurt dışı bağlantıları ve pazarlamalar ile ülkeye döviz girdisi de sağlayacaktır.
- İşlenmeyen hazine arazileri de arazi vasfına ve iklim şartlarına göre ekilip biçilerek önemli bir gelir sağlayacak; devletin gelir kaleminin artmasının yanı sıra iç piyasada fiyat dengelerinin sağlanması ve halkın tarım ürünlerine erişiminin kolaylaşmasına da katkıda bulunacaktır.
- Köylerin tarım amaçlı aktif kullanımı ve bu uygulamaların ekonomik hayata yansımasıyla refah seviyesi artacaktır. Bu uygulamalar; orta ve uzun vadede kreş, okul, spor alanları ve sosyal faaliyetler gibi birçok programı da bünyesinde barındıracak olan “köye dönüş” programının hayata geçirilmesinde önemli bir basamak oluşturacaktır.
Sonuç: Kırsal kalkınma; toprağı işleyecek insanı, arazi sahibini ve bunların tümünü bir arada tutacak kurumsal yapıyı aynı anda düşünmeyi gerektirir. Tarım Bakanlığı bünyesinde kurulacak Kurum, köyünü terk etmiş arazi sahipleri ve sezonluk işçilerden oluşan bu üç ayaklı model; boş arazileri yeniden üretime, gençleri yeniden tarıma, köyleri de yeniden yaşanabilir birer merkeze dönüştürebilir. Bu model, Rapor-1’de ele alınan ve köye yakın ama köyün dışında kurulması önerilen “toplu ahır sistemi” ile birlikte düşünüldüğünde bütünlenir: biri hayvanı, diğeri toprağı ve insanı merkezine alan bu iki rapor, aslında aynı sorunun (boşalan köyler, kalabalıklaşan ve kırılganlaşan şehirler) ortak çözüm önerisidir. Ekosistemden kopmanın bedelini iklim krizi, gıda güvenliği kaygısı ve deprem riskiyle her geçen gün daha ağır ödediğimiz bir dünyada, asıl soru artık “köye dönüş mümkün mü” değil; bunu ne kadar geciktirebileceğimizdir.